YAŞAM DİLİ ZAMAN YOLCULUĞU

ZAMAN YOLCULUĞU

Köşeden dönünce ansızın önümüze çıkacak ilk canlıya rast gelmeden çok ama çok yıllar önce tüm gürültü ve korkularıyla sağanak bir yağmur ve fırtına altında, rüzgarın o kesici soğuğu altında gökyüzüne baktığımız zamanlardı sanırım. Zaman yolculuğu onun için işte o an başlamıştı. Kendi sesinden ürkerek kıvrıldığı yerinden doğrularak havadaki kokunun ne olduğunu anlamaya çalıştı. Daha ne olduğunu anlayamadan yanından bir canlı sürüsü hızlıca saklandığı çalılığın önünden geçip gitti. Biraz önce karın sancıları içinde kendine ayrıntılı olarak bakacak bir zamanı da olmamıştı. Ama görüntüsünden, yanda sallanan iki uzvu ve hafif kambur bir şekilde doğrula bildiği bacakları olduğunu algıladı. Ve bunun üzerinde bir gövdenin üstünde başıyla bu en son gördüğü varlıklardan farklı olduğunu algılayabiliyordu. En azından onun gördüğü bir rüya değildi ve daha rüyasından yeni uyanmamıştı bile.

ZAMAN YOLCULUĞU YÜKSEK TEPE MERAK KORKU DAĞLARI ERİTİYOR

KARIN SANCILARI

Fırtınanın geçmesiyle gözlerini kamaştıran ve onu gece boyu üşüten yağmur sonrası içinde sıcaklık hissettiren o şeye bakmaktan kendini alamadı. Parmağının ucuyla dokunmaya çalışsa da bunun mümkün olmayacağını anlayıverdi. Günler geçtikçe etrafındaki şeyler ona artık o kadar ürkünç gelmiyordu. Hatta bir gün yanına kadar gelen uçan bir böceğin eline dokunması karşısında duyduğu heyecan onu zaman yolculuğuna çıkmış gibi daha fazla mutlu hissetmesine neden olmuştu. Demek ki günden güne keşfettiği yeni şeyler ona karşı da çok ilgisiz değillerdi. Arada bir karın sancıları karşısında diğer canlıların yaptıkları gibi ağzına götürdü.

YÜKSEK TEPE

Dallardan sallanan birkaç meyveyi yeme çabasından sonra halen içindeki açlığı bastıramayıp onu farklı şeyleri denemeye şimdiden zorlamıştı bile. Bir gün etrafındaki yiyeceklerin azaldığını fark ettiği zaman, uğultusundan ilk başta pek anlam veremediği ama her gün daha çok merak ettiği o sese doğru gitmeye karar verdi. Evet, orası zaman yolculuğundaki gibi vadinin olduğu ve büyük bir çağlayanın döküldüğü yüksek bir tepeydi. Buradaki çeşitlilik daha fazlaydı ve ufukta onun içini ısıtan şeyler tepeler ardında görünüyordu. Siluetlerinden pek seçemediği değişik canlıların da olduğunu görmesi, aylarca kendi türünden biriyle karşılaşamaması durumunda hissettiği yalnızlığını bir nebze hafifletmişti.

MERAK KORKU DAĞLARI ERİTİYOR

Asırlardır insanoğlu kendi varoluşuyla ilgili yanıtları arar durur. Birtakım ipuçları geriye bıraksa da yaşanılan çoğu gerçeklik, hikayelerin ne kadar inandırıcı ve etkili olmasıyla bağıntılı görünüyor. Bir de bunu tüm geriye bırakılanla günümüz modern bilimin kendi arayışlarıyla ortaya koyduğunu varsayalım. Aklımızdan bile geçmeyen veya keşfedilmeyi bekleyen tüm bilinmezler. Ve bilimin tüm karın sancılarıyla, bunların sonsuz olduğu bir potada erimesi söz konusu olamaz mı? Merak korku dağlarını eritiyor da bizim haberimiz yok mu? İnsanoğlu ve etrafındaki mega evreni tanımlama çabaları pozitif fikirli bilimin parametrelerinin de ne kadar sonsuz ve yüksek tepeler gibi değişken olduğunu ortaya koyuyor. Yığınla üst üste biriken insanlık tarihindeki binlerce bilgi ve birikim bizim uzun zamandan beri kat ettiğimiz bu yolculuğumuzda çoğu soruların yanıtlarını elbette bize sunacaktır. Peki, insan neden yanıt ister? Neden karnı acıkır? Nedenler ve sonu gelmeyen sorular ve bunun gibi. Bilgi ancak kendi gerçekliğiyle elle tutulur olduğunda yani madde olduğunda insana daha inandırıcı gelir.

DÜŞÜNSEL BİLİNÇ

Bunun önüne geçebilecek görüşüm sahip olduğumuz bilgi seviyesinin daha yüksek bilinç düzeyleriyle kapasitesinin arttırılacağı yeni beyinlerle ve algı düzeylerinin eskiye dair birçoğunun çöp sayılabileceği aşikar. Artık düşünsel bilinçte güncelleştirmeyen ögelere dönüştüğünü kabul edip, yeni tezlerle geçmişe bir sünger çekmek gerekebilir. Bunun ne kadar sancılı bir süredurum olduğu çoğu bilim adamının uykularını kaçıracağı da mümkün görünüyor. Bir döngü içinde insanoğlunun kendini tekrarlama sürecini yine kendi eliyle gerçekleşen bir yok oluşun sonunda. Daha önce ucuna kadar geldiği ancak o kendi varoluş gerçekliğinin önündeki örtünün ardındaki bir siluet olmaktan ileriye gidemeyen görüntüsü olduğunu anlama çabasından başka bir şey değilmiş gibi görünüyor. Üzülerek söylemeliyim ki neye göre seçimler yaptığımız konusunu düşünelim lütfen. Artık beni sadece bir iyi ve bir kötünün olamayacağı fikriyle bendeki tüm değer yargılarının, öğretilerin ve özlü sözleri yani atasözleri ve hatta inanışları ve ritüelleri bana göre anlamsız değil. Fakat bütün bunların üstüne fazlaca vurgu yapılması ortak bilincin sıçrama imkanının önüne geçiyor. İnsanlığın evrendeki bu serüveninde ona hep iki yolun sunulması çaresizliğinden kurtulamayacak mı?

POZİTİF FİKİR

Parantezlerin tümünün dışa baktığı bir dünyada asıl gerçekliğin kısaltmalarla ve küçük dipnotlarla geçiştirildiği bir alemde düşünsel bilinç yardımıyla yaşadığımızı varsayalım. Beynimizde hemen pozitif fikir oluştu değil mi? Görüntüsü oluşan bu gerçeklik bizim gerçek görüntümüz aslında, bir kulak gibi. Kendimiz de yolun ortasındayız işte. İşleyici beyinde hiçbir sınırlama yok, hiç bir kısıtlama olmamalı ve nereden gelip nereden gittiğini hiç mi sorgulanmıyor?  Oh mis gibi! Yani merkezdeyiz. O tüm destansı insanlık tarihi sizinle başlıyor ve diğerleriyle karşılaşıyor. Artık adına ne derseniz deyin bu işe.

Makale yazarı: İlker Ateş.

I believe it was many, many years before we encountered the first living creature that would suddenly emerge before us as we turned a corner, when we gazed up at the sky with all its loudness and fright, in the midst of a heavy downpour and storm, in the midst of the biting cold of the wind. That’s when he began traveling across time. Fearful of his own voice, he stood up from his curled position and attempted to identify the odor in the air. Before he realized what was happening, a swarm of creatures swiftly passed by him, past the bush in which he was hiding. In the heat of his stomachache, he had not had the opportunity to examine himself closely. The photograph, however, revealed that he had two dangling arms and legs that he could only slightly stoop over. And above that, with his head on a torso, he was able to discern that it was distinct from the beings he had previously encountered. At least it wasn’t a nightmare, and he hadn’t even awoken from his nightmare.

Abdominal aches

He could not resist gazing at the object that dazzled his eyes as the storm passed and made him feel warm after a night of being chilled by the rain. He attempted to touch it with the tip of his finger before realizing it was impossible. As the days passed, he became less afraid of the objects around him. In fact, the thrill he had when a nearby flying insect touched his fingers made him feel as though he had journeyed through time. Consequently, the fresh things he learned each day did not bore him. Occasionally, he placed it in his mouth, as other animals do when experiencing abdominal pain.

HIGH HILL

After attempting to satisfy his appetite with a few fruits dangling from the trees, he was compelled to try other things. One day, when he discovered that the food around him was dwindling, he chose to approach that sound, which he did not initially comprehend from his hum but about which he was increasingly intrigued every day. As in time travel, it was a high hill where a valley and a large cascade spilled forth. The things that warmed him on the horizon were visible behind the hills and there was more variety here. After being unable to meet a member of his species for months, he felt less lonely upon discovering that there were other creatures whose outlines he could not identify adequately.

Fear is diminished by curiosity.

Humans have been searching for explanations regarding their own existence for generations. Although it gives a few hints, the majority of realities appear to be tied to the plausibility and effectiveness of the story. Let’s also presume that modern science shows this based on all that has been left behind. All the unknowns that we have not even considered or that are awaiting discovery. And is it not conceivable for science to melt in a crucible containing all of these interminable stomach aches? We all know that curiosity dissipates fear, right? Efforts to characterize mankind and the surrounding megauniverse illustrate how changeable the parameters of positive-minded science are, comparable to interminable and steep mountains. The collected knowledge and experience of thousands of years of human history will, of course, provide us with the answers to the majority of our queries throughout this lengthy trip. So why do individuals seek answers? Why does he get hungry? Causes and endless queries and so on. When knowledge is concrete with its own reality, that is, when it is matter, it is more persuasive.

INTELLECTUAL CONSCIOUSNESS

My belief that this can be avoided is because the degree of understanding we possess will expand with higher levels of consciousness and new brains, and it is evident that many of the previous perception levels can be discarded as useless. It may be required to recognize that it has devolved into non-updating aspects of intellectual consciousness and to apply new theses to the past sponge. Considering the severity of this inertia, it is probable that the majority of scientists will lose sleep. At the end of the self-repetition process of human beings in a cycle, at the end of their self-inflicted extinction. It appears to be nothing more than an attempt to comprehend that he is the picture of his own existential reality, which he has previously exhausted, but cannot proceed beyond being a silhouette in front of the curtain. I regret to say that we should consider how we make decisions. Now that I understand there can only be one good and one evil, all of my value judgments, teachings and sayings, proverbs, and even my beliefs and rituals have meaning. However, overemphasis on all of these stops the collective awareness from progressing. In this trip of humanity in the cosmos, would he not be able to overcome his despondency that he is always faced with two options?

POSITIVE IDEA

Let’s assume that we exist with the aid of intellectual consciousness in an universe where all parenthesis point outward, where abbreviations and footnotes obscure the actual reality. We immediately generated a favorable thought, right? This reality, whose image is generated, is our true image, comparable to an ear. We are situated in the middle of the road. In the processing mind, there are no limitations, restrictions, or doubts related origin or destination. Oh, it’s almost like! Thus, we are in the middle. This great humanity’s history begins with you and resonates with others. Call this role whatever you would like.

İlker Ates tarafından yayımlandı

1971 Söke'de doğdum.Eğitimci bir ailenin bir ferdi olarak ilköğrenimini Ege'nin çeşitli okullarında öğrenim gördüm.

Birisi “YAŞAM DİLİ ZAMAN YOLCULUĞU” üzerinde düşündü

  1. KARIN SANCILARI
    Fırtınanın geçmesiyle gözlerini kamaştıran ve onu gece boyu üşüten yağmur sonrası içinde sıcaklık hissettiren o şeye bakmaktan kendini alamadı. Parmağının ucuyla dokunmaya çalışsa da bunun mümkün olmayacağını anlayıverdi. Günler geçtikçe etrafındaki şeyler ona artık o kadar ürkünç gelmiyordu. Hatta bir gün yanına kadar gelen uçan bir böceğin eline dokunması karşısında duyduğu heyecan onu zaman yolculuğuna çıkmış gibi daha fazla mutlu hissetmesine neden olmuştu. Demek ki günden güne keşfettiği yeni şeyler ona karşı da çok ilgisiz değillerdi. Arada bir karın sancıları karşısında diğer canlıların yaptıkları gibi ağzına götürdü.
    ZAMAN YOLCULUĞU
    Köşeden dönünce ansızın önümüze çıkacak ilk canlıya rast gelmeden çok ama çok yıllar önce tüm gürültü ve korkularıyla sağanak bir yağmur ve fırtına altında, rüzgarın o kesici soğuğu altında gökyüzüne baktığımız zamanlardı sanırım. Zaman yolculuğu onun için işte o an başlamıştı. Kendi sesinden ürkerek kıvrıldığı yerinden doğrularak havadaki kokunun ne olduğunu anlamaya çalıştı. Daha ne olduğunu anlayamadan yanından bir canlı sürüsü hızlıca saklandığı çalılığın önünden geçip gitti. Biraz önce karın sancıları içinde kendine ayrıntılı olarak bakacak bir zamanı da olmamıştı. Ama görüntüsünden, yanda sallanan iki uzvu ve hafif kambur bir şekilde doğrula bildiği bacakları olduğunu algıladı. Ve bunun üzerinde bir gövdenin üstünde başıyla bu en son gördüğü varlıklardan farklı olduğunu algılayabiliyordu. En azından onun gördüğü bir rüya değildi ve daha rüyasından yeni uyanmamıştı bile.
    KARIN SANCILARI
    Fırtınanın geçmesiyle gözlerini kamaştıran ve onu gece boyu üşüten yağmur sonrası içinde sıcaklık hissettiren o şeye bakmaktan kendini alamadı. Parmağının ucuyla dokunmaya çalışsa da bunun mümkün olmayacağını anlayıverdi. Günler geçtikçe etrafındaki şeyler ona artık o kadar ürkünç gelmiyordu. Hatta bir gün yanına kadar gelen uçan bir böceğin eline dokunması karşısında duyduğu heyecan onu zaman yolculuğuna çıkmış gibi daha fazla mutlu hissetmesine neden olmuştu. Demek ki günden güne keşfettiği yeni şeyler ona karşı da çok ilgisiz değillerdi. Arada bir karın sancıları karşısında diğer canlıların yaptıkları gibi ağzına götürdü.
    YÜKSEK TEPE
    Dallardan sallanan birkaç meyveyi yeme çabasından sonra halen içindeki açlığı bastıramayıp onu farklı şeyleri denemeye şimdiden zorlamıştı bile. Bir gün etrafındaki yiyeceklerin azaldığını fark ettiği zaman, uğultusundan ilk başta pek anlam veremediği ama her gün daha çok merak ettiği o sese doğru gitmeye karar verdi. Evet, orası zaman yolculuğundaki gibi vadinin olduğu ve büyük bir çağlayanın döküldüğü yüksek bir tepeydi. Buradaki çeşitlilik daha fazlaydı ve ufukta onun içini ısıtan şeyler tepeler ardında görünüyordu. Siluetlerinden pek seçemediği değişik canlıların da olduğunu görmesi, aylarca kendi türünden biriyle karşılaşamaması durumunda hissettiği yalnızlığını bir nebze hafifletmişti.
    MERAK KORKU DAĞLARI ERİTİYOR
    Asırlardır insanoğlu kendi varoluşuyla ilgili yanıtları arar durur. Birtakım ipuçları geriye bıraksa da yaşanılan çoğu gerçeklik, hikayelerin ne kadar inandırıcı ve etkili olmasıyla bağıntılı görünüyor. Bir de bunu tüm geriye bırakılanla günümüz modern bilimin kendi arayışlarıyla ortaya koyduğunu varsayalım. Aklımızdan bile geçmeyen veya keşfedilmeyi bekleyen tüm bilinmezler. Ve bilimin tüm karın sancılarıyla, bunların sonsuz olduğu bir potada erimesi söz konusu olamaz mı? Merak korku dağlarını eritiyor da bizim haberimiz yok mu? İnsanoğlu ve etrafındaki mega evreni tanımlama çabaları pozitif fikirli bilimin parametrelerinin de ne kadar sonsuz ve yüksek tepeler gibi değişken olduğunu ortaya koyuyor. Yığınla üst üste biriken insanlık tarihindeki binlerce bilgi ve birikim bizim uzun zamandan beri kat ettiğimiz bu yolculuğumuzda çoğu soruların yanıtlarını elbette bize sunacaktır. Peki, insan neden yanıt ister? Neden karnı acıkır? Nedenler ve sonu gelmeyen sorular ve bunun gibi. Bilgi ancak kendi gerçekliğiyle elle tutulur olduğunda yani madde olduğunda insana daha inandırıcı gelir.
    DÜŞÜNSEL BİLİNÇ
    Bunun önüne geçebilecek görüşüm sahip olduğumuz bilgi seviyesinin daha yüksek bilinç düzeyleriyle kapasitesinin arttırılacağı yeni beyinlerle ve algı düzeylerinin eskiye dair birçoğunun çöp sayılabileceği aşikar. Artık düşünsel bilinçte güncelleştirmeyen ögelere dönüştüğünü kabul edip, yeni tezlerle geçmişe bir sünger çekmek gerekebilir. Bunun ne kadar sancılı bir süredurum olduğu çoğu bilim adamının uykularını kaçıracağı da mümkün görünüyor. Bir döngü içinde insanoğlunun kendini tekrarlama sürecini yine kendi eliyle gerçekleşen bir yok oluşun sonunda. Daha önce ucuna kadar geldiği ancak o kendi varoluş gerçekliğinin önündeki örtünün ardındaki bir siluet olmaktan ileriye gidemeyen görüntüsü olduğunu anlama çabasından başka bir şey değilmiş gibi görünüyor. Üzülerek söylemeliyim ki neye göre seçimler yaptığımız konusunu düşünelim lütfen. Artık beni sadece bir iyi ve bir kötünün olamayacağı fikriyle bendeki tüm değer yargılarının, öğretilerin ve özlü sözleri yani atasözleri ve hatta inanışları ve ritüelleri bana göre anlamsız değil. Fakat bütün bunların üstüne fazlaca vurgu yapılması ortak bilincin sıçrama imkanının önüne geçiyor. İnsanlığın evrendeki bu serüveninde ona hep iki yolun sunulması çaresizliğinden kurtulamayacak mı?
    POZİTİF FİKİR
    Parantezlerin tümünün dışa baktığı bir dünyada asıl gerçekliğin kısaltmalarla ve küçük dipnotlarla geçiştirildiği bir alemde düşünsel bilinç yardımıyla yaşadığımızı varsayalım. Beynimizde hemen pozitif fikir oluştu değil mi? Görüntüsü oluşan bu gerçeklik bizim gerçek görüntümüz aslında, bir kulak gibi. Kendimiz de yolun ortasındayız işte. İşleyici beyinde hiçbir sınırlama yok, hiç bir kısıtlama olmamalı ve nereden gelip nereden gittiğini hiç mi sorgulanmıyor? Oh mis gibi! Yani merkezdeyiz. O tüm destansı insanlık tarihi sizinle başlıyor ve diğerleriyle karşılaşıyor. Artık adına ne derseniz deyin bu işe.
    Makale yazarı:İlker Ateş
    ahmetnuray-sanat.com/Detay_Sayfa/1021/3/Gokkusagi-Renkleri

    Liked by 1 kişi

Yorum bırakın