Gündoğmadan önceki akşamın fısıltıları

Bilmediğim o kadar şey var ki şu evrende siz de biliyorsunuz ama adını her tarif etme çabasında birbirimize de o kadar çok omuz atmaktan ta geri durmuyoruz.Sencileyin ve bencileyin o kadar hat safhada ve insan bilincinin önünü tıkamış ki !benimle aşık atamazsın martavallarıyla daha da bir “superego”filigranlarını dairenin üç beş katı altı komşularımın sözde kripto hayatlarıyla bana tehtit olmuşlar bunun farkında bile değilmişim.

Zaman o kadar hızlı ilerliyor ki ya da biz onun o kadar süratli olduğunu düşünüyoruz.Sürekli enerjisini ve etkisini yitiren bir güneş sisteminde zaman neye göre evriliyor da biz ona zaman olgusunu yüklüyoruz.Bu elbette ki başlığımdaki ana düşünce ile ilgili birşey değil.

Yalnızlık ve eşeysel farkındalığın birgün öncesi ve sonrasının yaşanıldığı bir kesit yoktur herhalde insan antropolojisinde.Varsa da garip bir durum olurdu insanlık için.Birgün tamamen yalnız,diğer gün karşı cinsin olduğu bir dünya.

Kutsal kitapların yaratılışı açıklama çabaları o kadar ellerine yüzlerine bulaştırılmışsa da bir bilimsel nedensellik yanıtı elbette bulunacaktır.Niye varız sorusu bu bizi epeyi terletecek ya da bırakacağız bu soruları…

Kamışla ya da kamışsız,;asa ya da asasız kendine tüm ritüellerin üstün saydığı tüm dogmaları ne zaman terk edecek insanoğlu?